İnternet-Haber.org Gazete Haberleri oku - Hürriyet gazetesi, Sabah, Posta, Milliyet, kıbrıs gazete
FATİH MUMYALANMIŞ MIYDI?
Osmanlı padişahlarının gömülmeden önce mumyalandığı iddiasını yalanlayan Mustafa Armağan Tarihimiz kimlere emanet! dedi ve yaşananları anlattı.
08:35:25 2009-08-03
İçki, şu, bu derken sıra geldi Osmanlı da mumla mumya aramaya. Güya Osmanlı padişahları gömülmeden önce mumyalanırlarmış.
Kanıt olarak öne sürdükleri de ya bazı vakanüvislerin manasını anlamadıkları sözleri ya da bir sözde belge . Kimi şöhret heveslileri de kapı kapı dolaşıp Fatih in cenazesini kokuttuğumuzu, bundan büyük rezillik olamayacağını, dahası, ellerinde taş gibi belge olduğunu lodos gibi üfürebiliyorlar. Sizler de soruyorsunuz haklı olarak: Var mı böyle bir şey?
Her şeyden önce böylesine çözümü zor tarih konuları magazinci ağzıyla çözülmez. Olsa olsa kâzip bir şöhret getirir, sonrası fıs! Oturup belgeler üzerinde çalışmaktan başka çözüm yolu yoktur. Ama nerede o sabır bizde! Herkesin gözü maçın skorunda. Hatta maçta bile skor üç ihtimalli iken, burada tek maçlı kupa finali gibi ya galip geleceksiniz ya da yenileceksiniz.
Gelelim mumya meselesine.
Bir kere eski Türkler, mesela Göktürkler ölülerini mumyalamazlardı. Ölen hükümdarların cesetleri aylarca açıkta bekletilir, ceset iyice çürüdükten sonra kemiklerini törenle gömerlerdi. Kültigin Şubat 734 te ölmüş ama Kasım da gömülmüştü. Aynı şekilde Kasım 734 te ölen Bilge Kağan ise Haziran 735 te gömülmüştü (J.-P. Roux, "Türklerin ve Moğolların Eski Dini", İşaret Y., 1998, s. 214).
İkincisi, Amasya Müzesi nde veya bazı Konya türbelerinde Selçuklu veya Beylikler dönemine ait bazı mumyalanmış hanedan cesetleri mevcutsa da, padişahlar mumyalanarak gömülmezlerdi.
O zaman haklı olarak Kitaplarda rastladığımız Sultanın naaşı tahnit edildi ifadesinden neyi anlamalıyız? diye soracaksınız. Mütercim Âsım ın "Kâmus Tercümesi"ne bakıldığında tahnit in Arapçada hanut veya hınat kelimelerinden geldiğini öğreniriz. Bunlar ise güzel kokulu nesnelerden oluşan kokuya tabir edilir ki, ölünün kefeni üzerine saçılır ve tebhir edilir.
Yani tahnit , Mısır daki gibi mumyalama işlemi değildir. Prof. Halil Sahillioğlu nun dediği gibi, hem koku sürmek, hem de güzel kokulu maddelerle beşer vücudunu çürümekten korumak anlamındadır. Tahnitin yerine göre dereceleri vardır gerçi ama bu hiçbir zaman mumyalama olarak nitelendirilemez. Nitekim Edirne de vefat eden II. Süleyman ın cenazesine ilişkin belgeler Başbakanlık Arşivi ndedir. Cenazesi için satın alınan maddelere baktığımızda bir kısmının güzel kokular olduğunu görürüz: Anber, öd ağacı, abur, kâfur vs.
Kanuni nin Zigetvar dan 48 gün sonra getirilen cenazesine tahnitin bir ileri aşaması uygulanmış ve kokuşacak olan iç organları çıkartılmak suretiyle ilaçlanmış, misk, anber, abir sürülerek İstanbul a kadar bozulmadan dayanması sağlanmıştır. Hatta bir tanığın söylediğine bakarsak, "attar tablası" gibi kokmaktadır. Belirtelim ki, Kanuni nin daha Zigetvar dayken iç organları çıkarılmış, kalbi yıkanarak ayrı bir kabın içine konulup diğer organlarıyla birlikte gömülmüş, cenaze özel doktoru Kaysunizade başkanlığındaki bir heyet tarafından yıkanmış, sonra kefenlenip namazı kılınmıştır. O sırada Zigetvar da bulunmayan Gelibolulu Mustafa Âli ve ondan neredeyse bir asır sonra Evliya Çelebi nin söylediğinin tersine, Kanuni nin cesedi salamura yapılmış veya mumyalanmış değildir.
İlginçtir, Kanuni nin cenaze namazı bir de İstanbul da kılınacaktır. Ancak İmam Şafii dir (Nakibüleşraf Muharrem Efendi). Neden bir Şafiî imam kıldırmıştır? Hanefilikte iki ayrı cenaze namazına cevaz yokken, Şafii mezhebinde vardır da ondan. (Osmanlı nın dinî hassasiyeti böyleydi.) Ayrıca Osmanlı insanı ölüme o kadar yakındır ki, sefere giden beyler, yanlarında zemzem suyuna batırılmış kefenler götürürlerdi. Nitekim Kanuni müzemzem kefenle defnedilmiştir, mumyalanarak filan değil.
Sabrınız taşmak üzere, biliyorum. Nerede kaldı şu Fatih in cenazesi? demektesiniz haklı olarak. Geliyorum.
Önce 1970 te "Belleten"deki yazısında İ. H. Uzunçarşılı, ortada gördüğünüz belgeyi yayınlar. O tarihe kadar kimsenin dikkatini çekmemiş olan bu belgede tarih yoktur, bir. Kime yazıldığı belli değildir, iki (üzerinde yalnız Sultan diye bir kelime okunur). İçinde sadece İshak Paşa nın adı geçer. İmza ise Baltacılar Kethüdası olduğunu söyleyen Kasım a aittir.
Önce üzerinde konuşabilmemiz için bu müthiş belgenin ilgili kısmını aktarıyorum:
"...Ol halde hünkâr müteveffa oldu, üzerimde üç gün ve üç gece mum yanmadı, vardım Kapucular Kethüdasına söyledim, ol dahi İshak Paşa ya söyledi. Emreylediler mum yaktım. Reyhası ucundan kimse yanına varmadı. Ben fakir, usta ile bilece içini ayırtladım. Bu zikr olunan sözleri kethüdamız dahi bilir..."
Şimdi çarpıtmalara gelelim.
1) Metindeki üzerimde yi üzerinde okuyorlar, 2) Sonra onu cesedin üzerinde yapıyorlar, 3) Ardından güzel koku anlamına gelen "reyha" (rayiha) kelimesini cesedin kokuşmasına yoruyorlar, 4) Nihayet "Bilece içini ayırtladım"dan yola çıkarak Baltacılar Kethüdası na bir ustayla birlikte cesedin içini boşalttırıyorlar.
Benim kanaatlerim şöyle:
1) Üzerimde 3 gün mum yanmadı dan şunu anlayabiliriz: Saraydaki yas sırasında genel bir karartma uygulanmıştır. Kethüda Kasım, Mum yakabilir miyim? diye izin istiyor.
2) Ceset kelimesi geçmiyor.
3) Rayiha güzel koku anlamındadır ki, açıkladığımız gibi kefenin üzerine saçılan kokulardır. Bundan çürüme ve kokuşma anlamı çıkmaz.
4) Ayırtlama nın buradaki anlamı, G. Veinstein ve N. Vatin in yakaladıkları gibi sözkonusu olan bir cenaze ise iç organlarının çıkarılması değil, gasledilmesidir.
5) Madem atış serbest, ben de bu mektubun II. Murad ın vefatı üzerine Fatih e yazıldığını iddia etsem kim ne diyebilir? Hem adı geçen İshak Paşa nın imzasını, Murad Han ın vasiyetnamesinde de görmüyor muyuz?
Yıllar önce aklıevvelin biri bu belgeyi nasıl sunmuştu, hatırlayıp gülümseyelim mi: "Fatih in naaşının mumyalanması unutulmuş ve sarayı dayanılmaz bir koku sarınca "Hay Allah, hünkârı tahnit ettirmek hatırımıza gelmedi" denip kokmuş ceset alelacele mumyalatılmıştı."