6-7 Eylül Olayları, 1955 yılında "Atatürk'ün Selanik'te doğduğu eve bomba atıldı" şeklindeki yalan haberle başlayan başta Rumlar olmak üzere İstanbul'da yaşayan azınlıklara karşı patlak veren gelişmelerin tarihi kaydı olarak düştü tarihe.
Kimilerine göre Özel Harp Dairesi’nin bir komplosuydu yaşanılanlar. Kimilerine göre tarihin akışı içerisinde (Kurtuluş Savaşı'ından o güne) birikmiş bir öfkenin patlamasıydı. Öfkenin sebebi ise 1.Dünya Savaşı'ında Türkler cephede ölürken Yahudi, Ermeni ve Rum tebaa savaşa katılmayarak varlıklarını artırarak ticarette oldukça ileri gitmiş ve yerli halk çok daha fazla fakirleşmişti. Aslına bakılırsa oldukça su götürecek tartışmalarının merkezinde başka bir şey değildi 6-7 Eylül Olayları.
Elbette yaşanılanları ve şiddeti tasvip etmek mümkün değildi. Ancak son zamanlarda hep ötekinin sancısına dem vuran bir propaganda süreci içerisine girildiği izlenimi verilirken berikinin acısı hep göz ardı edildiği aşikar bir fotoğraf olarak çıkmaya başladı karşımıza. İşte bu noktada Tomris Giritlioğlu'nun Güz Sancısı filmi seyirciyle buluştu. Kimilerine göre yakın tarihin karanlık noktalarına cesur bir bakış atarken film, kimilerine göre ise taraf olarak kendi fikri sabitini yansıtıyordu.
FİLMİN TALİHSİZLİĞİ
'Salkım Hanım'ın Taneleri'nden bu yana film çekmeyen Giritlioğlu, 'Hatırla Sevgili' 'dizi sektörü' nde kendini gösterdi. Belki de hem sinemaya uzunca ara vermesi hem de dizi mantığıyla fazla haşir neşir olması Güz Sancısı'nın talihsizliği olmuş. Filmin sinema yoğunluğundan uzak düz bir seyir içerisinde olması da karakterlerin güçlülüğünün yönetim noktasında kendini öne çıkartmamasını doğurmuş gibi gözüküyor. Fakat bu durağan anlatım dili yağmalama ve şiddet olaylarının başladığı anda başarılı bir fotoğraf olarak çıkıyor seyirci karşısına. Dönemin yansıtılma hali ise sanat yönetmeni ve kostüm uygulayıcısının başarı hanesine artı koyduruyor.
TARTIŞILACAK BİR FİLM
Onun dışında Güz Sancısı konusu itibariyle çok tartışılacak ve merak uyandıracak filmler kategorisinin içerisinde yakalayacağı gişe başarısının içerisini dolduramayan bir yapım olarak arşivlerde yerini alacak gözüküyor.
KÖTÜLERİ DERİNLERDEN SEÇMİŞ
Son söz mü? Tomris Giritlioğlu'nun Salkım Hanımın Taneleri filmini eleştiren felsefeci Hilmi Yavuz, bütün arıza karakterlerin Türklere yüklendiğini ve bilinçaltına iyi ve kötü yüklemesinin ince bir işçilikle yapılmak istendiğinin altını çizmişti. Aslına bakılırsa Giritlioğlu Güz Sancısı'nda bu eleştiriyi belki de ciddiye alarak kötüleri derinlerden seçmeyi tercih etmiş diyebiliriz. 'Güz Sancısı'nın sinema yazarları için yapılan öngösterimi, Hrant Dink'in yitirilişinin ikinci yıldönümüne denk getirilirken, bir özür metnine dönüştürülmek istendiği izlenimi vererek de, bir taraf olduğunun da altını çizmiş oldu.
Elbette vatandaş olmanın esas olduğu bir toplum arzulamak kadar doğal ve doğru bir şey olamaz. Ancak insan düşünmeden de edemiyor birilerinin sancıları diğerlerinin acılarının karşısına hesapsızca çıkartılmaya devam ederse yeni bir kamplaşmanın da önü istenmeden de olsa açılmış olmayacak mı?
YÖNETMEN Tomris Giritlioğlu OYUNCULAR Beren Saat, Murat Yıldırım, Belçim Bilgin Erdoğan, Okan Yalabık , Engin Şenkan, Tuncel Kurtiz , Murat Yıldırım ve Hüseyin Avni Danyal
SENARYO Etyen Mahçupyan, Nilgün Öneş SANAT YÖNETMENİ Naz Erayda, Nilüfer Çamur Giritlioğlu, Erol Taştan Türü Dram
1955 yılında geçen filmde milliyetçi bir toprak ağasının oğlu olan Behçet, karşı komşusu Rum Elena'ya aşık olur ve 6 - 7 Eylül olaylarının panoramasında duygularıyla ve siyasi fikirleriyle bir iç hesaplaşmaya girişir. Türk siyasi hayatının ağır yükünü sırtlarında taşımak zorunda kalan bu iki sevgili, aşkın topraklarında "aynı”, yaşadıkları ülkenin topraklarında "farklı” taraflardadır.